Bendeniz kahve delisiyimdir. Ama öyle böyle değil. Üniversitedeyken günlük tüketim miktarım çılgınlık düzeyindeyken şu an daha sınırlı. Sabah ve öğlen sade Türk kahvesi; akşam ise filtre kahve / espresso / americano. Kahveyi sadece içmeyi değil; yemesini de severim. Kahveli çikolata, kahveli draje, mersi çikolatasının cafe cream versiyonu veya dondurma. Dondurma en sevdiğim ve ne kadar tok olursam olayım asla hayır diyemediğim tek tatlıdır. Bu durumda kahve ve dondurma birleşiminin bende yaratacağı tahmin etmek çok da zor olmasa gerek :)))
Algida'nın kahveli cornettosunu delice tükettiğim yılı hatırlayıp da kaldıranlara küfretmediğim bir an yoktur. Çocukluğumun belki de en güzel hatıralarındandı. Tüm yaz boyunca günde en az 4-5 tane yerdim. Hala hatırladığımda özlemle andığım bir tattır kendisi. Amaaaa artık özlemim bir yerde sona erecek. Çünkü Algida yeni bir dondurma çıkarttı. "Magnum Black Espresso"
Yedim.. Çok beğendim.. Kesinlikle tavsiye ederim... Yaz için dondurma tercihim belli oldu. Tabii ki Bodrum'daysam Türkbükü'ndeki "Doğal Dondurmacı"yı ve İstanbul'dakki meşhur "Dondurmacı Yaşar Usta"yı hariç tutuyorum. Onların yeri apayrı. Onlar varken tabi ki gözüm fabrikasyon dondurmayı görmez. Hem doğal dondurmacının mükemmel Türk kahveli dondurması var. :))
Algida bu yaz için bir de "Magnum Pink" çıkmış. Narlı.. O da pek bir güzel ama kahvelinin yerini asla tutamaz. Yine de aranızda tercih edenleriniz olabilir; bilginiz olsun.. Kendim yemekten ya da saldırmaktan demeliyim fotoğrafını çekmeye fırsat bulamadığım ve görselleri Algida'nın resmi sitesinden aldım.
ne yesem? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne yesem? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Nisan 2013 Pazar
19 Ekim 2011 Çarşamba
Tatil Serisi-2: BOZBURUN
Çıralı'da geçirdiğimiz 5 günün ardından soluğu Marmaris Bozburun'da aldık. Daha önceden de Marmaris'e gelmiştik ama Bozburun'da değil Çiftlik Koyu'nda kalmıştık. Tavsiyeler üzerine bu sefer burada konaklamaya karar verdik. Çok da iyi yapmışız. Şirin mi şirin, bir çok turistik bölgenin aksine çok daha bakir kalmış bir tatil yeri. Denizi güzel, tertemiz. Tek eksiği kumsalının olmaması. Denize doğrudan 5-10 metrelik derinlikten girmeye başlıyorsunuz. Ama bu sayede deniz o muhteşem lacivert renginde...
Kaldığımız otel tavsiye üzerine; Dolphin Otel. Yemeklerdeki ve diğer her türlü aksaklığa ve olumsuzluğa rağmen odanın iç güzelliği ve mükemmel bir manzaraya gözünüzü açıyor olmanız sebebiyle kesinlikle tavsiye edeceğim bir otel. Sırf manzara yeter.
Otel odası...
Denizden otelin görüntüsü...
İşte bu da yataktan kalkmadan sadece yastıktan kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz manzara...
Balkonumuzdan Bozburun manzarası...
Otelin jungle kıvamındaki bahçesi ve güneşlenme terası...
Biz çok beğendik Bozburun'u. Otel konusunda da dediğim gibi gözünüzü açtığınızdaki manzara yeter kalmak için. Sadece hayal kırıklığına uğramamak için büyük beklentilerinizin olmaması lazım. Ama Bozburun'a gidip de hemen yakınındaki Söğüt'te bulunan Denizkızı Restoran'da yemek yemezseniz çok şey kaybedersiniz; benden söylemesi. Böylesi güzel mezeleri başka yerde yeme ihtimaliniz çok düşük. Hele ki o yediğim en lezzetli ahtapot ızgarayı başka yerde bulamazsınız. Bu arada mükemmel kalamarı atlamak da olmaz. Sözün özü Bozburun'a gidin, görün. Ama Denizkızı'nı asla atlamayın...
| Bozburun |
| Bozburun |
| Bozburun |
Kaldığımız otel tavsiye üzerine; Dolphin Otel. Yemeklerdeki ve diğer her türlü aksaklığa ve olumsuzluğa rağmen odanın iç güzelliği ve mükemmel bir manzaraya gözünüzü açıyor olmanız sebebiyle kesinlikle tavsiye edeceğim bir otel. Sırf manzara yeter.
Otel odası...
| Bozburun - Dolphin Otel |
| Bozburun - Dolphin Otel |
İşte bu da yataktan kalkmadan sadece yastıktan kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz manzara...
| Bozburun - Dolphin Otel |
| Bozburun - Dolphin Otel |
| Bozburun - Dolphin Otel |
| Söğüt - Denizkızı Restoran |
Sırf bu güzel sofra için bile bir kere daha gitmeye değer...
| Söğüt - Denizkızı Restoran |
Etiketler:
bozburun,
denizkızı restoran,
marmaris,
ne yesem?,
nereye gitsem?,
seyahat,
söğüt,
yemek
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Bahar Geldi
Bahar sanırım artık buralara da geldi. Ehhh klasik bahar sendromu da baharla beraber geldi. Herşeyi yapmak istemek ama hiçbir şey yapamamak. Çünkü yapmak istediklerim hep dışarıda ve ben iç mekanda hiçbir şey yapmak istemiyorum; buna blog yazmak da dahil. O nedenle yazmıyorum. Onun yerine ne mi yapıyorum? En sevdiğim müzikler eşliğinde Çin yemeğinin piri Quick China'nın mükemmel menüsü Kani Salad ve California Roll'dan oluşan yemeğimi yiyerek internette dolanıyorum.
10 Nisan 2011 Pazar
Fikrim Geldi!!!!
Evet evet fikrim geldi!! Son dönemde malesef çalıştığım kurumun İstanbul'a taşınması gündemde. Ben de İstanbul'a gitmek istemeyenlerden birisi olarak acaba ne yapsam; ne etsem de Ankara'da kalsam grubunun bir üyesi olarak bugün aklıma bir fikir geldi. Her zaman derim; başarılı olmak için ya yapılmayanı yapmalı ya da Türkiye'de olmayanı getirmelisin diye. İşte bu düşünceden hareketle çok acıktığım bir anda aklımda bir ampul çaktı.
Amerika'da olduğumuz süre içerisinde defalarca kere yediğimiz ve bayıldığımız bir zinciri Türiye'ye getirmek. IN-N-OUT Burger. Zamanında Jackson Rathborne'un bir röportajını çevirmek amacıyla okurken en sevdiği fast-food'un IN-N-OUT Burger olduğunu öğrenmiştim. Kendimi ona yakın mı hissettim bilinmez ama Amerika'dayken bu röportaj aklıma geldi ve hadi deneyelim dedim. Denemekle kalmadık ikişer tane hüplettik. :)
1948 yılında kurulan IN-N-OUT Burger'in tamamı California, Arizona ve Nevada eyaletlerinde olmak üzere 258 tane şubesi bulunuyor. Girdiğimiz her şubesinde yoğun bir kalabalık ile karşılaşıyorsunuz. Adamlar iyi oldukları tek şeyi yapıyorlar; çeşit yapma gereği hissetmemişler. Menülerinde sadece hamburger ve onun türevi olarak çizburger ile double çizburger var. Tabi ki patates kızartması ve kola eşliğinde. Ama patatesler dondurulmuş falan değil; gayet taze ve her biri restoranda kızartılmadan önce doğranıyor. Et olarak da %100 dana eti kullanıyorlar. Ortaya ise muazzam görüntülü enfes bir lezzet çıkıyor ve asla bir tane yeterli olmuyor. İki tane yemeden rahat edemiyorsunuz. :) Biz burgerleri gelir gelmez tüketmekle o kadar meşguldük ki fotoğraf falan çekmek aklıma gelmedi. Görsel bu siteden alınmıştır.
Valla ne Mc Donald's ne Burger King ne de Arby's; kesinlikle favorim IN-N-OUT Burger. Eğer ki İstanbul'a taşınma işi kesinleşirse Amerika'nın geri kalanına bile vermedikleri franchise hakkını Türkiye'de bana verirler mi sanmam; ama denerim. :) Neyse eğer yolunuz o bölgeye düşerse mutlaka deneyin; hatta bir değil en az iki tane de benim yerime yiyin lütfen.
Amerika'da olduğumuz süre içerisinde defalarca kere yediğimiz ve bayıldığımız bir zinciri Türiye'ye getirmek. IN-N-OUT Burger. Zamanında Jackson Rathborne'un bir röportajını çevirmek amacıyla okurken en sevdiği fast-food'un IN-N-OUT Burger olduğunu öğrenmiştim. Kendimi ona yakın mı hissettim bilinmez ama Amerika'dayken bu röportaj aklıma geldi ve hadi deneyelim dedim. Denemekle kalmadık ikişer tane hüplettik. :)
1948 yılında kurulan IN-N-OUT Burger'in tamamı California, Arizona ve Nevada eyaletlerinde olmak üzere 258 tane şubesi bulunuyor. Girdiğimiz her şubesinde yoğun bir kalabalık ile karşılaşıyorsunuz. Adamlar iyi oldukları tek şeyi yapıyorlar; çeşit yapma gereği hissetmemişler. Menülerinde sadece hamburger ve onun türevi olarak çizburger ile double çizburger var. Tabi ki patates kızartması ve kola eşliğinde. Ama patatesler dondurulmuş falan değil; gayet taze ve her biri restoranda kızartılmadan önce doğranıyor. Et olarak da %100 dana eti kullanıyorlar. Ortaya ise muazzam görüntülü enfes bir lezzet çıkıyor ve asla bir tane yeterli olmuyor. İki tane yemeden rahat edemiyorsunuz. :) Biz burgerleri gelir gelmez tüketmekle o kadar meşguldük ki fotoğraf falan çekmek aklıma gelmedi. Görsel bu siteden alınmıştır.
Valla ne Mc Donald's ne Burger King ne de Arby's; kesinlikle favorim IN-N-OUT Burger. Eğer ki İstanbul'a taşınma işi kesinleşirse Amerika'nın geri kalanına bile vermedikleri franchise hakkını Türkiye'de bana verirler mi sanmam; ama denerim. :) Neyse eğer yolunuz o bölgeye düşerse mutlaka deneyin; hatta bir değil en az iki tane de benim yerime yiyin lütfen.
17 Şubat 2011 Perşembe
Sevgili İle Pizza Gecesi
Sevgililer Günü bana hiçbir şey ifade etmeyen günlerden biri olduğu için doğal olarak bu yıl da kutlamadık. Ancak bu benim için geçenlerde -geçenlerde dediğim 2 ay olmuştur- denediğim ve ne zamandır tekrarlamak istediğim Dr.Oetker Pizza Un'undan pizza yapmak için fırsat oldu. Gayet kolay uygulaması olan bir ürün; zaten daha önceden yaptığım için de deneyimliyim :) Esas olay malzemelerin hazırlanma aşamasında. Sonrası gayet kolay.
Pizza Hut Hellim Spesiyali kaldırdığından beri hellimli pizzaya hasret kaldığımızdan kendi hellimli pizzamızı kendimiz yapalım dedim ve bir kez denedim. İşte bu da ikinci denememiz. Malzemeler yıkanmış kurumak için bekliyorlar. Toplu geçiş fotoğrafı :)
İçindekilere bakarsak doğal olarak kaşar, hellim peyniri, mantar, domates, kırmızı biber ve yeşil biber. Ve her biri hazırlanmış tepsideki yerlerini almadan önce mayolu geçiş...
Veeee işte sonuç. Bu fotoğrafları da talan olmadan çekebildim. Bundan sonrası tufan :))
Her ne kadar domateslerin çekirdekli kısmını çıkarmış olsam da sanırım mantarlardan dolayı yine biraz sulandı. Çözümü için önerileriniz varsa beklerim. Şimdilik aklımdaki düşünce bir dahaki sefere biraz kurusunlar diye mantarları en üst kata ve biraz daha az koymayı deneyeceğim. Ama her halükarda güzeldi ve afiyetle yiyip bitirdik.
Denemek isterseniz kesinlikle tavsiye ederim. Pizzanın benim adıma esas sorunu olan sosu da içinde toz olarak bulunuyor. Onu su ile karıştırıp yoğun kıvamlı güzel bir sos elde ediyorsunuz. Hamurunun da yapımı gayet kolay. Sonuç ise süper lezzetli...
Pizza Hut Hellim Spesiyali kaldırdığından beri hellimli pizzaya hasret kaldığımızdan kendi hellimli pizzamızı kendimiz yapalım dedim ve bir kez denedim. İşte bu da ikinci denememiz. Malzemeler yıkanmış kurumak için bekliyorlar. Toplu geçiş fotoğrafı :)
İçindekilere bakarsak doğal olarak kaşar, hellim peyniri, mantar, domates, kırmızı biber ve yeşil biber. Ve her biri hazırlanmış tepsideki yerlerini almadan önce mayolu geçiş...
Veeee işte sonuç. Bu fotoğrafları da talan olmadan çekebildim. Bundan sonrası tufan :))
Her ne kadar domateslerin çekirdekli kısmını çıkarmış olsam da sanırım mantarlardan dolayı yine biraz sulandı. Çözümü için önerileriniz varsa beklerim. Şimdilik aklımdaki düşünce bir dahaki sefere biraz kurusunlar diye mantarları en üst kata ve biraz daha az koymayı deneyeceğim. Ama her halükarda güzeldi ve afiyetle yiyip bitirdik.
Denemek isterseniz kesinlikle tavsiye ederim. Pizzanın benim adıma esas sorunu olan sosu da içinde toz olarak bulunuyor. Onu su ile karıştırıp yoğun kıvamlı güzel bir sos elde ediyorsunuz. Hamurunun da yapımı gayet kolay. Sonuç ise süper lezzetli...
Etiketler:
bana dair,
dr.oetker pizza un,
ne yesem?,
yemek
4 Şubat 2011 Cuma
Kafaluka
İşyerimdeki doğumgünü kutlamasının ardından akşamki kutlamayı yeni açılan bir balık restoranında gerçekleştirdik. Kafaluka... Zaten balık düşkünü olduğumuzdan bu mevsim için çok yerinde bir tercih oldu.
Esasında çok da yeni açılan bir yer değil. Açılalı 4-5 ay olmuştur ancak biz yeni fırsat bulabildik. Tabi bu tarz yerlerde benim aklım sonradan başıma geldiğinden genelde ya fotoğraf çekmeyi unuturum ya da iş işten geçtikten, tabaklar silinip süpürüldükten sonra fotoğraf çekmek aklıma gelir. O nedenle sofra fotoğrafı yok. :)
Mekan çok sevimli döşenmiş. Bodrumvari bir havası var. Her yerde Bodrum'un o meşhur mavisi hakim. Duvarlara Bodrum kapıları monte edilmiş, sandalyeler mavi beyaz ve sırtları balık desenli, tavandan lamba olarak kullanılan su kabakları sarkıyor. Çok şirin, çok sıcak bir ortam.
Soğuk mezeler ve salatalar gayet başarılı olmasına rağmen kalamarını pek beğenmedim. Gerçi Amerika'daki kalamarların yanında burada yediğimiz her kalamar güzel ama... Ana balık olarak çinekop yedik ve o da gayet güzeldi.
Gecenin bonusu canlı müzikti. Canlı müzik olduğundan bihaber olduğumuzdan bu bizim için gayet güzel bir sürpriz oldu. Gayet başarılı, üç kişilik bir gruptu. Bayanın sesi çok başarılıydı. Eski pop şarkılar söylediler ve bayanın sesi Candan'ın parçasıysa ona doğru; Sertab'ın parçasıysa ona doğru kayıyordu. Güzeldi, kesinlike tekrar gidilebilir. Her Salı ve Perşembe ordalarmış. Aklınızda bulunsun.
Veeee bugün yine iş yerindeyim. Bir yıl daha gitti hayatımdan, ne kadar kaldı geriye meçhul... O zaman her günü sonmuşcasına yaşamak lazım.
7 Aralık 2010 Salı
Kınıyorum
"Reklamın iyisi kötüsü olmaz" felsefesinden hareketle mi yaptılar bilmiyorum ama Pizza Hut'ın son reklam kampayası korkunç olmuş; tüyler ürpertici; nefret ettim. Hala da ediyorum. Hani şu "yi yavrum yi" diyerek pizza dilimini ekrana sokan teyzenin olduğu reklamdan bahsediyorum. Sanırım vakti zamanında çok tutan ve müthiş kahkahasından hemen önce "Yiyin gari" diyerek insanların sempatisini kazanan teyzenin yer aldığı Ruffles reklamından esinlenilmiş; ama olmamış. Her taklit gibi bu da sınıfta kalmış.
Aman canım ne var bunda değil mi? Kötü reklamdır der; izlemeyiz olur biter. Ama son yaptıkları hareket beni derinden etkiledi. Pizza Hut'ın en çok sevdiğim, genellikle 10-15 günde bir yediğim, yemediğim zaman özlediğim pizzasının yerinde artık yeller esiyor. Hellim Special'dan bahsediyorum. Fırsatınız olursa deneyin diyemeyeceğim malesef; çünkü artık yok... Hangi akla hizmet bu pizzayı menülerinden kaldırdılar bilmiyorum ama kendilerini buradan kınıyor ve bundan sonra protesto edip yemeği reddediyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











