yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2011 Çarşamba

Tatil Serisi-2: BOZBURUN

Çıralı'da geçirdiğimiz 5 günün ardından soluğu Marmaris Bozburun'da aldık. Daha önceden de Marmaris'e gelmiştik ama Bozburun'da değil Çiftlik Koyu'nda kalmıştık. Tavsiyeler üzerine bu sefer burada konaklamaya karar verdik. Çok da iyi yapmışız. Şirin mi şirin, bir çok turistik bölgenin aksine çok daha bakir kalmış bir tatil yeri. Denizi güzel, tertemiz. Tek eksiği kumsalının olmaması. Denize doğrudan 5-10 metrelik derinlikten girmeye başlıyorsunuz. Ama bu sayede deniz o muhteşem lacivert renginde... 
Bozburun
Bozburun
Bozburun

Kaldığımız otel tavsiye üzerine; Dolphin Otel. Yemeklerdeki ve diğer her türlü aksaklığa ve olumsuzluğa rağmen odanın iç güzelliği ve mükemmel bir manzaraya gözünüzü açıyor olmanız sebebiyle kesinlikle tavsiye edeceğim bir otel. Sırf manzara yeter.

Otel odası...

Bozburun - Dolphin Otel
Denizden otelin görüntüsü...


Bozburun - Dolphin Otel


İşte bu da yataktan kalkmadan sadece yastıktan kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz manzara...

Bozburun - Dolphin Otel
Balkonumuzdan Bozburun manzarası...

Bozburun - Dolphin Otel
Otelin jungle kıvamındaki bahçesi ve güneşlenme terası...

Bozburun - Dolphin Otel
Biz çok beğendik Bozburun'u. Otel konusunda da dediğim gibi gözünüzü açtığınızdaki manzara yeter kalmak için. Sadece hayal kırıklığına uğramamak için büyük beklentilerinizin olmaması lazım. Ama Bozburun'a gidip de hemen yakınındaki Söğüt'te bulunan Denizkızı Restoran'da yemek yemezseniz çok şey kaybedersiniz; benden söylemesi. Böylesi güzel mezeleri başka yerde yeme ihtimaliniz çok düşük. Hele ki o yediğim en lezzetli ahtapot ızgarayı başka yerde bulamazsınız. Bu arada mükemmel kalamarı atlamak da olmaz. Sözün özü Bozburun'a gidin, görün. Ama Denizkızı'nı asla atlamayın...

Söğüt - Denizkızı Restoran
Sırf bu güzel sofra için bile bir kere daha gitmeye değer... 
Söğüt - Denizkızı Restoran

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Bahar Geldi

Bahar sanırım artık buralara da geldi. Ehhh klasik bahar sendromu da baharla beraber geldi. Herşeyi yapmak istemek ama hiçbir şey yapamamak. Çünkü yapmak istediklerim hep dışarıda ve ben iç mekanda hiçbir şey yapmak istemiyorum; buna blog yazmak da dahil. O nedenle yazmıyorum. Onun yerine ne mi yapıyorum? En sevdiğim müzikler eşliğinde Çin yemeğinin piri Quick China'nın mükemmel menüsü Kani Salad ve California Roll'dan oluşan yemeğimi yiyerek internette dolanıyorum.

10 Nisan 2011 Pazar

Fikrim Geldi!!!!

Evet evet fikrim geldi!! Son dönemde malesef çalıştığım kurumun İstanbul'a taşınması gündemde. Ben de İstanbul'a gitmek istemeyenlerden birisi olarak acaba ne yapsam; ne etsem de Ankara'da kalsam grubunun bir üyesi olarak bugün aklıma bir fikir geldi. Her zaman derim; başarılı olmak için ya yapılmayanı yapmalı ya da Türkiye'de olmayanı getirmelisin diye. İşte bu düşünceden hareketle çok acıktığım bir anda aklımda bir ampul çaktı.

Amerika'da olduğumuz süre içerisinde defalarca kere yediğimiz ve bayıldığımız bir zinciri Türiye'ye getirmek. IN-N-OUT Burger. Zamanında Jackson Rathborne'un bir röportajını çevirmek amacıyla okurken en sevdiği fast-food'un IN-N-OUT Burger olduğunu öğrenmiştim. Kendimi ona yakın mı hissettim bilinmez ama Amerika'dayken bu röportaj aklıma geldi ve hadi deneyelim dedim. Denemekle kalmadık ikişer tane hüplettik. :)


1948 yılında kurulan IN-N-OUT Burger'in tamamı California, Arizona ve Nevada eyaletlerinde olmak üzere 258 tane şubesi bulunuyor. Girdiğimiz her şubesinde yoğun bir kalabalık ile karşılaşıyorsunuz. Adamlar iyi oldukları tek şeyi yapıyorlar; çeşit yapma gereği hissetmemişler. Menülerinde sadece hamburger ve onun türevi olarak çizburger ile double çizburger var. Tabi ki patates kızartması ve kola eşliğinde. Ama patatesler dondurulmuş falan değil; gayet taze ve her biri restoranda kızartılmadan önce doğranıyor. Et olarak da %100 dana eti kullanıyorlar. Ortaya ise muazzam görüntülü enfes bir lezzet çıkıyor ve asla bir tane yeterli olmuyor. İki tane yemeden rahat edemiyorsunuz. :) Biz burgerleri gelir gelmez tüketmekle o kadar meşguldük ki fotoğraf falan çekmek aklıma gelmedi. Görsel bu siteden alınmıştır.


Valla ne Mc Donald's ne Burger King ne de Arby's; kesinlikle favorim IN-N-OUT Burger. Eğer ki İstanbul'a taşınma işi kesinleşirse Amerika'nın geri kalanına bile vermedikleri franchise hakkını  Türkiye'de bana verirler mi sanmam; ama denerim. :) Neyse eğer yolunuz o bölgeye düşerse mutlaka deneyin; hatta bir değil en az iki tane de benim yerime yiyin lütfen.

14 Mart 2011 Pazartesi

Erciyes Saçmalığı

Bu yıl kayak sezonunu malesef çok geç açabildik. Şubat'ın son haftasonunda Kartalkaya'daydık ve kayağı ne kadar özlemiş olduğumuzu fark ettik. O nedenle kış sezonu kapanmadan doyasıya kayak yapalım istedik ve daha önceden de gitmediğimiz bir yer olsun diyerek 4 günlük bir Kayseri - Erciyes turu ayarladık. Ayarlamaz olsaydık. Amacımız doyasıya kayak yapmaktı ya hani; yalan oldu. 4 günün sadece birisinde; onda da yarım gün kayabildik ancak. Günübirlik gittiğimiz Kartalkaya'da bile bu 4 günde kaydığımızdan çok daha fazla kaymıştık.

Böyle saçma bir yer olamaz. Esasında ciddi potansiyeli bulunmasına rağmen bir işletme nasıl olmalıdır; nasıl ileriye gider bilmeyen insanlar tarafından işletildiğinden harcanan bir yer. Hafta arasında az insan bulunduğundan liftler sadece ilk etapta açılıyor; ama o da sis, kar, tipi, fırtına vs. olmazsa. Hatta bazen sebepsiz yere bile açılmadığı oluyor. Açık olan ilk etap sadece tek bir pistten kaymanıza imkan veriyor. Bu pist de doğru düzgün ezilmemiş, eğimin çok az olduğu, yaklaşık 1-1,5 km'lik bir pist. Ehhh oradan kay kay insana bıkkınlık geliyor. Gerçi bıkacak kadar kayamadık ama 4 gün sadece orada kaysak bıkardık kesin.

Dağın yukarı kısımlarındaki pistlerden kaymanızı sağlayacak diğer liftler ancak haftasonunda açılıyormuş. Haftasonu çok kalabalık olduğundan biz hafta içi gitmeyi tercih etmiştik; ama hata etmişiz. Kalabalık dediğim öyle böyle değil. Normal kayan kalabalıktan bahsetmiyorum. Kızağını alıp gelen ya da kiralayan çocuklar; pist başında çocuklarının kayışını izleyen aileler; kar motorları ile yarış yapan gençler... Yani kayan haricinde herkes tarafından yaratılan bu kalabalık hem kayanlar hem de diğerleri açısından ciddi risk teşkil ediyor. Hafta içerisinde bile örneklerini gördüğümüzden çok net konuşabiliyorum.

Hal böyleyken burası neden bir Kartalkaya olamıyor diye sormasın insanlar. Ben hafta içinde Beden  Terbiyesi'nden 2-3 adamın kaprisini çekip doğru düzgün bakılmayan 1,5 km'lik piste mahkum olacağım bir daha gelir miyim oraya? Bir daha kimselere iyi bahseder miyim oradan? Güya Erciyes'i geliştirmek için Master Plan devreye konulmuş. Bittiğinde toplamda 75 km'lik pist olacakmış. Açık olmadıktan sonra ne yapayım 75 km'yi?? Bu zihniyet değişmediği sürece bir değil bin Master Plan yapılsa Erciyes yine de adam olmazzzz.

Neyseki gittiğimiz otelden yana bir sorunumuz olmadı. Dağın tek 4 yıldızlı oteli olan Grand Eras'ta kaldık. Pazar günü haftasonu gelenlerin çıkış günü olduğundan bizim girişimize güzel bir oda ayarlayamamışlardı ama ertesi gün otel de müsait olduğundan suit oda verdiler sağolsunlar. Odadan yana rahat ettik. Zaten yemekleri de muhteşemdi. Hani bence Erciyes'e gitmeyin ama gidecekseniz de bu otelde kalabilirsiniz. Yok illa gideceğiz diyorsanız giderken Kayseri'nin en bilinen restoranlarından Kaşık-La'ya uğrarsanız bana duacı olursunuz. :))

En sevdiğim yemek mantııııı


Bu da yemeğe hazır hale gelmiş versiyonu


Ve mükemmel biriktelik Kaşık-La tabağı (Yağlama, Sarma, Yağ Mantısı ve İçli Köfte bir arada)


Bu arada Erciyes'ten inişimiz de süper şenlikliydi. Görüşün yer yer 10 metrenin altında kaldığı korkunç bir tipi, sis ve rüzgarın eşliğinde indik. Önümüzü görebilmek için mecburen gözümüze kayak gözlüklerimizi takmıştık. Ehhh o gözlüklerle diğer ekipmanlar olmadan pek bir komik olduğumuzdan araba içerisinde iki atom karınca gibi duruyorduk. :))) Aşağıda dağa çıkış yolunu kapatmış olan polis arabası bizi görünce peşimize takılıp durdurdu ve pek bir şaşkın halde bu havada nasıl indiğimizi; yukarıda jandarmanın bizi uyarıp uyarmadığını sordu. Meğersem yol çoktan kapatılmışmış. Ne inişe ne de çıkışa müsade edilmiyormuş. :)) Bakın görüşün en yüksek seviyede olduğu andan bir kare.


Ehhh elbet haberiniz olmuştur; Ankara Sibirya ile bir yarış içerisine girmiş. :) Ankara'ya geldiğimizde gördüğümüz manzara bizi şok etti. Dağ havası bizden önce Ankara'ya ulaşmıştı. Ya da kutup havası mı desem?? Tek şeritte bile ilerlemenin çok zor olduğu sevgili başkentimizin kapanmaması gereken yollarından biri olan çevre yolundan ite kaka evimize geldik. Geldik ama otoparka girmenin imkanı yok; otopark bariyerinin orada kara saplandık kaldık. Zaten kalmasak da bir şey değişmezdi; zira otoparka giren birisi de ilerleyememiş ve oracıkta kontağı kapatıp gitmiş. Neyse yol kenarında iyi kötü bir yer bulduk da oraya park ettik. Artık bu kar ne zaman kalkar yerden bilinmez. İşte bir alt sokağımızdan görüntüler.


Erciyes'te doğru düzgün fotoğraf çekemedik. O nedenle son olarak halen en sevdiğim kayak merkezi olan Kartalkaya'dan görüntülerle sizi baş başa bırakayım.




17 Şubat 2011 Perşembe

Sevgili İle Pizza Gecesi

Sevgililer Günü bana hiçbir şey ifade etmeyen günlerden biri olduğu için doğal olarak bu yıl da kutlamadık. Ancak bu benim için geçenlerde -geçenlerde dediğim 2 ay olmuştur- denediğim ve ne zamandır tekrarlamak istediğim Dr.Oetker Pizza Un'undan pizza yapmak için fırsat oldu. Gayet kolay uygulaması olan bir ürün; zaten daha önceden yaptığım için de deneyimliyim :) Esas olay malzemelerin hazırlanma aşamasında. Sonrası gayet kolay.

Pizza Hut Hellim Spesiyali kaldırdığından beri hellimli pizzaya hasret kaldığımızdan kendi hellimli pizzamızı kendimiz yapalım dedim ve bir kez denedim. İşte bu da ikinci denememiz. Malzemeler yıkanmış kurumak için bekliyorlar. Toplu geçiş fotoğrafı :)


İçindekilere bakarsak doğal olarak kaşar, hellim peyniri, mantar, domates, kırmızı biber ve yeşil biber. Ve her biri hazırlanmış tepsideki yerlerini almadan önce mayolu geçiş...


Veeee işte sonuç. Bu fotoğrafları da talan olmadan çekebildim. Bundan sonrası tufan :))



Her ne kadar domateslerin çekirdekli kısmını çıkarmış olsam da sanırım mantarlardan dolayı yine biraz sulandı. Çözümü için önerileriniz varsa beklerim. Şimdilik aklımdaki düşünce bir dahaki sefere biraz kurusunlar diye mantarları en üst kata ve biraz daha az koymayı deneyeceğim. Ama her halükarda güzeldi ve afiyetle yiyip bitirdik.

Denemek isterseniz kesinlikle tavsiye ederim. Pizzanın benim adıma esas sorunu olan sosu da içinde toz olarak bulunuyor. Onu su ile karıştırıp yoğun kıvamlı güzel bir sos elde ediyorsunuz. Hamurunun da yapımı gayet kolay. Sonuç ise süper lezzetli...

4 Şubat 2011 Cuma

Kafaluka

İşyerimdeki doğumgünü kutlamasının ardından akşamki kutlamayı yeni açılan bir balık restoranında gerçekleştirdik. Kafaluka... Zaten balık düşkünü olduğumuzdan bu mevsim için çok yerinde bir tercih oldu.

Esasında çok da yeni açılan bir yer değil. Açılalı 4-5 ay olmuştur ancak biz yeni fırsat bulabildik. Tabi bu tarz yerlerde benim aklım sonradan başıma geldiğinden genelde ya fotoğraf çekmeyi unuturum ya da iş işten geçtikten, tabaklar silinip süpürüldükten sonra fotoğraf çekmek aklıma gelir. O nedenle sofra fotoğrafı yok. :)


Mekan çok sevimli döşenmiş. Bodrumvari bir havası var. Her yerde Bodrum'un o meşhur mavisi hakim. Duvarlara Bodrum kapıları monte edilmiş, sandalyeler mavi beyaz ve sırtları balık desenli, tavandan lamba olarak kullanılan su kabakları sarkıyor. Çok şirin, çok sıcak bir ortam.
Soğuk mezeler ve salatalar gayet başarılı olmasına rağmen kalamarını pek beğenmedim. Gerçi Amerika'daki kalamarların yanında burada yediğimiz her kalamar güzel ama... Ana balık olarak çinekop yedik ve o da gayet güzeldi.


Gecenin bonusu canlı müzikti. Canlı müzik olduğundan bihaber olduğumuzdan bu bizim için gayet güzel bir sürpriz oldu. Gayet başarılı, üç kişilik bir gruptu. Bayanın sesi çok başarılıydı. Eski pop şarkılar söylediler ve bayanın sesi Candan'ın parçasıysa ona doğru; Sertab'ın parçasıysa ona doğru kayıyordu. Güzeldi, kesinlike tekrar gidilebilir. Her Salı ve Perşembe ordalarmış. Aklınızda bulunsun. 


Veeee bugün yine iş yerindeyim. Bir yıl daha gitti hayatımdan, ne kadar kaldı geriye meçhul... O zaman her günü sonmuşcasına yaşamak lazım.

3 Şubat 2011 Perşembe

Bugün Benim Doğumgünümmm

Evet başlıktan da anlaşılacağı üzere bugün benim doğumgünüm. Her ne kadar koca kazık kadar olsam da bunu kutlamaktan asla vazgeçmiyorum. Benim kutlamayı çok sevdiğimi bilen çok sevgili kocam da bana bugün bir sürpriz yaptı ve yenebilen buketlerden gönderdi. Bonny food... Gerçekten çok güzel işler yaratıyorlar. Birbirinden farklı yüzlerce çeşit bulabileceğiniz ve aklınızı yitirebileceğiniz bu siteye önden buyrun.

Talan olmadan önce hemen fotoğrafını çektim. İşte benim buketim.



Üstteki iki renkli yumurtalar çikolataya batırılmış çilekler.  Alt sıradaki kırmızılı siyahlarlar çilekli brownie, onun altındakiler fındıklı brownie, en alt sıradakiler ise çikolataya batırılmış kurabiye. Şimdi bana afiyet olsun...

7 Aralık 2010 Salı

Kınıyorum



"Reklamın iyisi kötüsü olmaz" felsefesinden hareketle mi yaptılar bilmiyorum ama Pizza Hut'ın son reklam kampayası korkunç olmuş; tüyler ürpertici; nefret ettim. Hala da ediyorum. Hani şu "yi yavrum yi" diyerek pizza dilimini ekrana sokan teyzenin olduğu reklamdan bahsediyorum. Sanırım vakti zamanında çok tutan ve müthiş kahkahasından hemen önce "Yiyin gari" diyerek insanların sempatisini kazanan teyzenin yer aldığı Ruffles reklamından esinlenilmiş; ama olmamış. Her taklit gibi bu da sınıfta kalmış.  

Aman canım ne var bunda değil mi? Kötü reklamdır der; izlemeyiz olur biter. Ama son yaptıkları hareket beni derinden etkiledi. Pizza Hut'ın en çok sevdiğim, genellikle 10-15 günde bir yediğim, yemediğim zaman özlediğim pizzasının yerinde artık yeller esiyor. Hellim Special'dan bahsediyorum. Fırsatınız olursa deneyin diyemeyeceğim malesef; çünkü artık yok... Hangi akla hizmet bu pizzayı menülerinden kaldırdılar bilmiyorum ama kendilerini buradan kınıyor ve bundan sonra protesto edip yemeği reddediyorum...