Red Riding Hood, yeni nesil bir masal uyarlaması. Gayet de başarılı bir uyarlama olmuş. Kırmızı Başlıklı Kız olarak bildiğimiz bu masalın uyarlamasını ben kesinlikle çok beğendim. Catherine Hardwicke gerçekten de iyi bir yönetmen. Her ne kadar bir çok hatası bulunsa da Twilight fenomeninin başlangıcına imza atan ve inanılmaz bir şöhret kazanan yönetmenin ilk yönetmenlik deneyimi olan Thirteen'i izlemiştim daha öncesinde. Genel olarak başrolleri alışkın olduğu, tanıdığı isimlere verip diğer roller için tanınmayan kişilerle çalışmayı tercih ettiğini düşünüyorum. Twilight'tan tanıdığımız Nikki Reed ile Evan Rachel Wood 13'te, yine Twilight'tan tanıdığımız Billy Burke ile Amanda Seyfried ve Gary Oldman ise bu filmde başrollerdeler. Diğer karakterleri ise inanın pek bir yerden tanımıyorum ama söylemeden geçemeyeceğim Henry ile Peter rollerindeki oyuncular da başarılı bir iş çıkartmışlar.
Özellikle müzik seçimleri ile gerçekten etkileyici olan bu filmi fırsat bulursanız tavsiye ederim. Küçük bir kuble ile filmin neye benzediğini fragmanını izleyerek görebilirsiniz.
Haftasonunda çok keyif alarak izlediğim bir filmdi "Friends with Benefits" Esasında çok klasik, sonu başından belli, merak uyandırıcı bir unsur barındırmayan bir romantik komedi. Bu konuda son dönemde çokça film yapıldı; ama güzel işlenmiş olması, başarılı oyunculuk performansı ve ikilinin birbiri ile uyumunun yerinde olması filmimizi diğerlerinden ayıran bir husus olmuş.
Justin Timberlake öyle inanılmaz bir aktör falan değil ama Mila Kunis son dönemin yükselen yıldızlarından bence. Black Swan'daki Lily rolündeki inanılmaz performansının ardından bu filmde de başarılı bir iş çıkartmış. İleride diğer filmlerini de takip ederim. Justin Timberlake ile Mila Kunis'in ise kesinlikle kimyası tutmuş. Mümkünse başka filmler de yapsınlar, izleyelim.
Yıl başından bu yana bakarsanız aynı konu üzerine kurulu bundan hariç iki film daha izledik. Anne Hataway ile Jake Gyllenhaal'den "Love and Other Drugs" ve Natalie Portman ile Ashton Kutcher'in "No Strings Attached". Hepsinin olayı aynı. Bir şekilde ilişkilerden başı yanan iki arkadaş duygusal anlamda bağlanmadan seks ihtiyaçlarını birlikte karşılayıp hayatlarını daha eğlenceli kılmaya çalışıyorlar. Sonuçta bu tarz bir ilişki ne kadar başarılı olabilirse o kadar oluyor.
Aynı konuyu işleyen bu üç filmden benim tercihim kesinlikle Friends with Benefits. Öncelikle çok keyifli ve eğlenceli. Evet filmin bir bölümünde cinsellik ön planda ama diğer filmlerde olduğu gibi insanın gözüne sokulan cinsten rahatsız edici bir cinsellik değil. En basitinden gençlik/çocuk filmlerinde bile görmeye alıştığımız bir meme görüntüsü bu filmde mevcut değil. Şöyle söyleyeyim cinsellik var, hatta espirilerle ve konuşmalarla destekleniyor ama görsel rahatsız edicilik yok. Ayrıca diğer ikisinin aksine bu filmde konu başarılı yan karakterlerle desteklenmiş. Diğer iki filmde başroller haricinde akılda kalan başka bir karakter olmazken bu filmde baba rolündeki Richard Jenkins, abla rolündeki Jenna Elfman, azgın anne rolündeki Patricia Clarkson ve gay spor editörü Woody Clarkson ayrı ayrı akılda kalıcı, güzel karakterler olmuş. Son olarak replikler çok daha eğlenceli...
Kısacası arşivimde bulunacak; sıkıldığımda tercihlerim arasında bulunacak ve dönüp dönüp izlemekten keyif alacağım bir film. Şimdi baktım da IMDB'nin de tercihi benim gibi. "No Strings Attached" 6.2 puan alırken "Love and Other Drugs" 6.6 puan; Friends with Benefits ise 6.7 puan almış.
Black Swan bu yılın en iddialı ve en çok beklenen filmlerinden birisi. Natalie Portman, bu filmdeki performansı ile Golden Globe'u aldı ve Oscar'ı da kucaklamaya hazırlanıyor. Filmi, geçen haftalardan birinde izleme imkanı buldum ve Natalie Portman'ın oyunculuğuna hayran oldum. Gerçekten inanılmaz bir performans sergilemiş ve kesinlikle ödülü hak etmiş.
Çocukluğumda en yakın arkadaşımın balerin olmasından mı kaynaklanıyor bilmem ama baleyi çocukluğumdan bu yana severim. Zaten 80'li yılların dans filmleri ile büyümüş bir neslin üyesi olduğumdan dans filmlerini oldum olası ayıla bayıla izlemişimdir. Ehhh dans olunca bu filmi de izlemek benim için farz oldu.
Film klasikleşmiş Kuğu Gölü'ne farklı bir soluk getirmek isteyen yönetmenin, yeni bir başrol oyuncusu ile bu projesini uygulamasını üzerine kurulu. Başrol için seçilen Nina, annesi gibi o da kendisini baleye adamış ve baleden başka hiçbir şey düşünmeyen bir kız. Nina'nın doğumu ile kendi hayallerinden vazgeçen anne, artık bu hayalleri Nina ile yaşatıyor. Nina ise oynayacağı başrolün hakkını vermek için her şeyi yapmaya hazır bir balerin.
Psikolojik gerilim tarzındaki bu film, New York'un arka mahallelerinde geçiyor ve tarzına uygun olarak çoğunlukla kasvetli bir havası var. Final sahnesiyle devleşen Natalie Portman'ın ardından her ne kadar klasik müzikten çok haz etmesem de Tchaikovsky'ye bile hayran oldum. Filmin olayını tam olarak bilmediğimden bazı sahnelerde "nasıl yani yaaa" diyerek izledim ve izlemesi daha keyifli oldu. İzleyeceklerin spoiler veren anlatımlardan kaçınmalarını tavsiye ederim.
Kaç haftalık uğraş sonrasında en sonunda "Av Mevsimi"ni izleyebildim. İlk kez Mart ayında gittiğim bir sinemada reklamını izlemiş; tanıtımına hayran olmuş ve gidilesi filmler listesine eklemiştim. Araya yağan kar sebebiyle kapanan yollar, arkadaşlarla çok önceden yapılan planlar, zamanı ayarlayamama falan girince ancak dün akşam gidebildim. Neyse ne demişler geç olsun güç olmasın.
Öncelikle film için çok başarılı bir reklam kampanyası yürütüldüğünü söylemek lazım. Giden gitmeyen herkesin filmden haberi var. Ehhh tabi bunda Yavuz Turgul'un bir filmi olmasının ve deneyimli oyuncu kadrosunun payı büyük. Ama tabi insanları akın akın sinemaya çekince; bundan payelenme abartı bir düzeye ulaşmış. Saat 21:00 olan seansımız 27 dakikalık normal reklamın ve 2 dakikalık Dolby Digital vs. gibi reklamın ardından ancak 21:29'da başlayabildi. Öyle ki Kanal D'nin yeni başlayacak dizisinin bile reklamı yapıldı; pes diyorum başka da bir şey diyemiyorum.
İnsanı bezdiren bu reklam silsilesinin ardınan başlayan film, inanılmaz güzel bir müzik eşliğinde fragmanında gördüğümüz ve olayın gerçekleştiği orman ile açılışı yapıyor. Filmdeki müziklerin tamamı çok güzel; kesinlikle soundtrackini en kısa zamanda alacağım. Cem Yılmaz'ın gerçekten çok güzel yorumladığı "Hayde"si kadar meşhur olamasa da henüz, Ete Kurttekin'in "Benden Adam Olmaz" parçası beni benden almıştır. Filme sözleri, yeri ve zamanı ile cuk diye oturmuş.
Bunca büyük oyuncunun yer aldığı filmin kötü olması ihtimali çok düşüktü zaten ve o ihtimalde gerçekleşmemiş. Cidden çok güzeldi. Konusu çok enteresan ya da işlenmemiş olmasa da; işlenişi itibariyle diğer polisiyelerden ayrılıyor. Film sadece olayı anlatıp, cinayeti çözmenin çok ötesinde; karakterler üzerine yoğunlaşan, her birinin yaşamının içine giren; hatta geçmişlerinden kesitler sunan ve oyunculara kendilerini sergilemeleri için fırsat tanıyan bir film.
Her biri ayrı usta olan oyuncuların performansları büyüleyici. "Herşey Çok Güzel Olacak"taki rolü ile sinyalini verdiği oyunculuğu en üst noktaya taşıyan Cem Yılmaz mı dersiniz; yoksa rolüne cuk oturan, korkutucu bakışlara sahip Çetin Tekindor mu; ya da o şaşkınlığı ve tepkileri ile size çok benzeyecek acemi polis Okan Yalabık mı dersiniz bilmem ama oyuncular inanılmazdı. Kendisinden çok daha fazlasını beklediğimden hayal kırıklığı sayılabilecek; yer yer Muhsin Bey'i andıran ve bir polisten ziyade öğretmen edasında olan Şener Şen'in performansı bile güzeldi.
Oyunculukları, müzikleri ve çekimleri ile kesinlikle izlenmesi gereken filmler listesinde yer alacak bir film. Film hakkında daha detaylı bilgi almak, fragmanını izlemek, karakterleri incelemek ve fotoğraflara bakmak için filmin resmi sitesini ziyaret edebilirsiniz.